Beş Kelime ile Hayatımı Değiştirdiler

Sadece beş kelime. Beş kelime ile hayatım değişti. Size söylesem sizinde değişir mi diye merak ediyorsanız dikkatlice dinleyin beni. Japonya’da her okulda olan spor festivali var. Spor festivaline herkes katılıyor ve bende sınıftaki ekibimle beraber bu festivale katıldım. Festivalde çeşit çeşit oyun vardı. İlki basketboldu çok güzel oynadık ve ilk üçte yerimizi aldık. Kimse birinci olmadı diye üzülmedi. İkinci oyun çok garip bir oyundu. Dört kişi ayaklarımızı bağladılar ve koşmamızı istediler. Çok korkunç bir oyunu ve ben ilk defa böyle bir şey yapacaktım. Yani benim yüzümden kaybedeceğimiz çok açık ortadaydı. Yapamayacağımı söylemeye çalıştım, denememi ve yapabileceğimi söylediler. Benim yüzümden kaybetmelerinden çok korkuyordum ve korkumun gerçek olmasından daha da çok korkuyordum. İçimde çok büyük bir stres vardı çünkü cidden arkadaşlarım benim yüzümden kaybederlerse üstümde kötü bir imaj oluşacağını biliyordum en azından Türkiye’de yaşadıklarım bana böyle bir etki bırakmıştı. Zaman geldi, yerimizi aldık ve ayaklarımızı bağladık. Ben korkudan dolayı ter içindeyim. Öğretmen başla işareti olarak balonu patlatır ve yarışma başlar. Sonuç ne oldu biliyor musunuz? Herkes sahada en az bir kez düşüp en fazla üç kez düşerken biz en az dokuzu benden olmak üzere on kez düştük. Kaybettik, korkum gerçek olmuştu. Çok üzülmüştüm ağlamak istiyordum. Arkadaşlarımdan binlerce kez özür dilemeye başlayacaktım fakat bir kez özür diledikten sonra beş kelimelik bir cümle doğrultusunda çok feci bir şekilde kilitlendim. Arkadaşım bana aynen şunu söyledi: “Kaybetmekten korkma, kaybetmeden kazanmaktan kork.” dedi. Bu cümle beynimde bir hata verdi ve binlerce kez düşündüm. Beynim bilgisayar gibi ısınmaya başlarken o cümleyi kafama kazımaya başladı ve o cümle benim o saniyeden sonraki hayatımı değiştirdi. Sadece beş kelimden sözediyoruz. O saniyeden sonra hiçbir oyuna katılmakta itiraz etmedim. Sırada ip atlama vardı ve yarışma başladığında atlayamadım ayağıma takılıp yere çok sert düştüm, ayak tırnağım çok can acıtıcı şekilde batmaya başladı, kaybettim, sınıfım birinci oldu ama tüm bunlara rağmen geleceğimden umudumu kesmemeye başladım. Kaybede kaybede kazanmayı ben böyle öğrendim. Bir canlıya öğretilmesi gereken en önemli şey olması gerek.

Bu sözü gelecekte büyük makamıma geldiğimde herkese hatırlatmak üzere buraya bırakıyorum:

“Kaybetmekten korkma, kaybetmeden kazanmaktan kork!”

İlk Haftam ve Öğrendiklerim

Japon eğitim sistemindeki 1. haftamı da tamamladım. Hadi gelin bu haftayı analiz edelim:
1) Hiçbir zaman doğru trene binmedim. Etrafama baktığımda vay canına buraları hiç görmemişim dedim ve ciddende görmediğimi farkederek yanlış trene bindim ve o yerleri görerek yanlış yer olduğunu öğrendim. Hata yaptım.
2) Dillerin sadece sözel değil bedensel açıdanda farklı olduğunu umursamadan hareket ettim ve çok yanlış anlaşıldım. Hata yaptım.
3) Sanat dersinde ben yapamam, çizemem dedim. Öğretmen bana sıkılmadan 1 saat boyunca aşama aşama gösterdi, zihnime soktu ve çizebildiğimi keşfettim. Hata yaptım.
4) Yemek kültürlerine alışamam dedim. Hayatımda böyle bir deneyimin bir daha olmayacağını farkettim. Hata yaptım.
5) İlk gün herkese çok soğuklar dedim, bunlarla iş yürümez dedim. Daha ilk haftanın sonunda ne kadar iyi olduklarını anladım. Hata yaptım.
6) Ben bu yazıyı asla okuyamam, öğrenemem dedim. İki gün sonra hangi istasyonda olduğumu haritadan değil istasyon tabelasını okuyarak öğrendim. Hata yaptım.
7) Bisikletle hep sağdan gittim, karşıdan karşıya hep bisikletin üstünde geçtim ve yanlış olduğunu öğrendim. Hata yaptım.
8)Ben burda bir yıl kalamam dedim, içlerinden bana bir yıl sonra böyle düşünmezsin dediler. Hata yaptım.

Hatayı BEN yaptım. Hata yaptığımda kimse beni odasına çağırmadı, kimse suratıma bağırmadı, kimse bana trip atmadı, kimse bana laf atmadı, kimsenin gözünün önünde küçük düşmedim çünkü bana dedilerki öğrenmekte öğrenilir. Millet olarak en büyük farkımız bu olabilir. Biri öğrenmen için bekler. Diğeri öğrenmeyi öğretmeye çalışır.

Eğitim ve Daha İyi Bir Eğitim

Ben dine ağırlık veren değil her derse eşit bakan, 2 yılda öğrenemediğimi 3 günde öğrenmek, tembelliğin alıştırılmasını değil, geleceğimize hazırlanmayı, emperyalizm yüzünden çöken değil emperyalizme dur diyebilen, öğrencileri zekaya göre ayıran notlandıran değil, her öğrenciye aynı gözden bakan, yabancının dilinden kirlenen değil kendi ulusal dilini temiz kullanan ve kullanmayı öğreten, genel kültürü bilmelisin diyen değil genel kültürü bile öğreten, okulu akşama kadar uzatıp öğrenciyi yoran değil okulu öğlen bitirip sonrasında arkadaşlarıyla çalışıp sosyalleşmesini sağlayan ve çocuğun bilgisine değil kişisel özelliklerine önem veren bir eğitim sistemi istiyorum! Bu sayede ne yeni nesil ne de onu yetiştirenler suçlanacak. Ülke suçlu değil mutlu olacak. Artık geç kalsakta ben gelecek nesil adına konuşuyorum; Yeni nesil çok mutlu olacak?

Japon Eğitim Sistemindeki 2. Günüm

Japon eğitim sistemindeki 2. günümüde tamamlamış bulunuyorum. Bu sırada Japonya’da kalırken bir kaç şey dikkatimi çekti ve bunları sizinle paylaşmak istedim. Öncelikle en çok dikkatimi çeken yerel markalara olan büyük saygı oldu. Yani insanların ulusal markası varsa kesinlikle ona öncelik tanıyor. Örneğin burada Mercedes fabrikası var ama Mercedes yok, Japon markası olan Honda var Toyota var Subaru var bir sürü yerel markaları var. Bizim gibi Facebook WhatsApp ve Instagram kullanmak yerine bunların üçünü birleştirip Line diye uygulama yapmışlar, kesinlikle hep onu kullanıyorlar. Ürettikleri hiçbir şeyi dışarıdan almıyorlar ve evet burası dünyanın en iyi 2. ekonomisine sahip. 2. olarak çok disiplinliler ama bu disiplin için hocalarının onlara kızmasına ihtiyaç duymuyorlar. Sınıfın en şımarık çocuğu bile zil çaldığı anda masasında sessizce duruyor, ses çıkarmıyor, dersi dinliyor konuşmuyor. 3. öğrenci her zaman 1. planda tutuluyor. Bir öğrenci onlar için öğretmenden daha değerli ama yinede şunu unutmayalım. Devlet açısından öğretmen ve öğrenci eşit tutuluyor ama eğitimde o değil öğrenci hangi konuyu isterse kesinlikle hayır demiyor ve bana karşıda çok yardımseverler. Japonya öğretmenlerine milletvekili kadar önem veriyor ki eğitim sistemi bu kadar yerine oturmuş. 4. İngilizce biliyorlar ama ya konuşamıyorlar ya da konuşmuyorlar. Çünkü ben orada eğitim göreceksem benim Japonca öğrenmem lazım onların İngilizce ya da Türkçe değil.5. Japonca ile Türkçenin cümle yapısı aynı! Beni en çok şaşırtanlardan bir tanesi buydu. Çünkü hangi kelimeyi öğrensem cümleye dizip konuşmaya başlayabiliyordum ama diğer değişim öğrencileri (hepsi Asya bölümünden) dizilişlerini değiştirmek zorunda kalıyordu ama nedenini biliyorum ki Türkçe ile Japonca akraba dildir. 5. Dünyanın en saygılı insanları. Okulda tek normal gözlü ben olduğum için çok dikkat çekiyorum ne zaman sokağa çıksam yerçekimi merkezi ben oluyorum. Ama ne olursa olsun saygılarını bozmuyorlar. Ben kürsüye tanıtıma çıktığımda etrafa baktım ve korkusuzca Japonca kendimi tanıttım, herkes gülmüş olabilir ben de utanmak yerine gülmeyi tercih ettim sonuçta başka biri olsa ben de yapardım. Sonuncusu ise hristiyan okulundayım ve duaların hepsi ama hepsi JAPONCA. Çok isterim Türkiye’de Türkçe okunmasını hatta ve hatta ben ezanların bile Türkçe okunabileceğini düşünüyorum. Sağolsunlar benim dinime saygı duyuyorlar din ayrımı yapmak çok ayıp burada. Neyse bu haftalık bu kadar buraya kadar okuduysanız teşekkür ederim iyi eğlenceler size ben yeni hayatıma devam ediyorum her ne kadar en zor günlerimi yaşasamda. Aşağıya da şehrimden ve çalışmamdan bir görüntü koydum 🙂.